Şehitliği Ve Şehitlerimizi Küçümseyen Bir Monşer

Şehitliği Ve Şehitlerimizi Küçümseyen Bir Monşer

28 Kasım 2017 277 views 0

Bu konuya, geçtiğimiz günlerde şehitlik ve şehitlerimiz hakkında hezeyan nitelikli konuşmalar yapan Nur Yerlitaş adındaki bir bedbahtın, Türkiye’de yaşayan her bir vatanperverin ciğerlerini derinden yaralayan o meşum sözleri vesilesiyle girmiş olduk.

Detaya girmeden önce, Batı kökenli olan bu “Monşer” sözcüğü hakkında kısa bir bilgi vermenin yerinde olacağını düşünmekteyiz.

Monşer sözcüğü Fransızca asıllı olup “Sevgilim” demektir. Ama günlük dilde ve dahi diplomaside asla bu anlamda kullanılmamaktadır. Mesela Türk Dil Kurumu Sözlüğündeki anlamının şöyle olduğunu görüyoruz: Monşer: Davranışlarında Batı özentisi içinde bulunanlar anlamını taşımaktadır.Denmektedir. Diplomasi dilinde ise diplomatlar bu kelimeyi “sayın” anlamında olarak adeta “çıtkırıldım” mahiyetinde yekdiğerine karşı, saygın davranıldığının bir ifadesi olarak kullanıldığı söz konusudur. Günlük dilde ise “kibarlık budalası” tiplerini adlandırmak için kullanıldığını, sanıyorum hemen her kes bilmektedir. İşte bendeniz de hemen her kes gibi bu kelimeyi bu anlamda kullanmış bulunmaktayım.

Şimdi gelelim esas meseleye: Adının anlamı ışık olan bu bedbaht “hanımefendinin” hemen her gün sosyete salonlarında korkusuz ve endişesiz bir şekilde arz-ı endam ettiğini kimlere borçlu olduğunu acaba sormak lazım değil midir ki bu hezeyan dolu sözleri kusup durmaktadır. Vaziyete göre bu bedbaht vatandaşımız, terör kökenli olaylar ile teröre karşı alınan önlemlerle ilgili olaylardan ya bihaber yaşamaktadır veya olup bitenler, asla umurunda olmamaktadır. Bu hezeyanları, meseleyi asla umursamadığı kanaatini oluşturmaktadır. Yoksa yerli ve yabancı tüm medya kuruluşlarında bangır bangır verilen haberlerden bihaber olmak asla mümkün değildir. Bihaber olmak için başka bir gezegende yaşıyor olmayı icap ettirmektedir. Bu bedbaht bu gezegende yaşamakta olduğuna göre meseleyi umursamadığı kesinlik kazanmaktadır.

Bu zat-ı muhterem! Kışın kaloriferli yazın klimalı salonlarda makyajını kılığına uydurmak için ayna başlarından ayrılmıyorken, Mehmetçik-Polis-Korucu üçlüsünün hemen her dakika şahadetle burun buruna geldiğini ve onların bu canhıraş çalışmaları sayesinde dans ve tangolarla pürtelâş iştigal ettiğini, kendi kılıklı diğerleri gibi hemen her gün fölürt değiştirdiğini acaba bilmeyenler mi var ki bu bedbaht bu hezeyanları kusmaktadır.

Ama neylersin ki vatanlı olmanın veya vatansız olmanın ne denli kahredici olduğunu hiçe sayan ve kendileri için her yer yaşanır kabul edildiği için, bu tür olgular dün de vardı, maalesef bugün de var. Mesela, Çanakkale Savunması ve dahi İstiklal Savaşı günlerinde de, bu bedbahtın elan yaşadığı mıntıkada ve o günkü adıyla Pera (Beyoğlu)’da da bu tür rahatlıklar yaşanmaktaydı. 15 yaşlarındaki vatanperver yavruların cepheye gidişi ve orada şehitlik şerbetini içiyor olmaları asla ve asla o günkü Peralıları hiç mi hiç ilgilendirmiyordu. Acep bu Millet için bu bir kader midir nedir?

Yukarıda sözünü ettiğim Peralıların nasıl bir rahatlık içinde olduklarını ve neyi sohbet ettiklerini, merak edenlerin Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun, Lut Kavmini örnekleyerek anlatmakta olduğu SODUM VE GOMURE adlı romanını okumalarını tavsiye ederiz.

Bu “Kibarlık Budalası” vatandaşların, bu batasıca “Batı Özentilerini” merhum Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü mahreç göstermekte olduğunu bilmeyen yoktur. Ama gelin görün ki bu asla böyle değildir. Atatürk’ün dizinin dibinde yetişen Falih Rıfkı Atay, ÇANKAYA adlı eserinde Merhum Atatürk’ün Türk kadınının bırakın Avrupai giyim kuşamını benimsemelerini, onların tırnaklarını boyamasına bile karşıydı demektedir. Müellif, O yenilikte devrimciydi ama örf ve adette fevkalade milliyetçiydi anlamını veren beyanlarda bulunmaktadır. İşte buyurun size Atatürk ve O’nu, bedbaht emellerine alet eden Türkiye sosyetesi. Bundan öte başka söze galiba gerek kalmadı. Ancak o hezeyan dolu sözlerin sahibi bedbaht vatandaşa söylenecek bir tek söz kaldı: Muhterem hanım efendi! Türkiye’de tek dünya senin yaşamakta olduğun dünya asla değil. Dileriz sen ve senin gibileri vatandaşın verdiği yoğun tepkiler sizleri dikkate ulaştırmıştır. Şayet ulaştırmamış ise temennimiz bir an evvel ulaşmanızdır. Güzelim Türkiye’deki her bir vatansevere selam olsun.

  1. Hasan YAĞAR; 1.Sınıf Emniyet Müdürü (E), İnkılâp Tarihi ve Sosyal Bilimler Doktoru.

 

Dr. Hasan YAĞARDiğer Yazıları
BENZER KONULAR